6 Nisan 2011 Çarşamba



Bugün altı nisan 2011. Sen dede olalı 51 koca gün oldu. Bizi bu saçma dünya da yalnız bırakıp gittiğinden bu yana ise kocaman 6 sene ..

Şimdi yanımda olsaydın alay ederdim seninle 50 yaşında dede mi olunur diye .

Şimdi yanımda olsan sende alay edecek bir şey bulurdun benimle.  

Ben ne güzel de gülerdim seninle.  

Zaman her şeyin ilacı diyenlere inanmayışım senin gidişinle aynı tarihlere denk gelir. Hala çok saçma bulurum bu cümleyi.

Annemin hiç bitmeyecek yalnızlığının yok olmasına ne kadar zaman gerekir mesela.

Erkek kardeşimin babası olan arkadaşını kıskanması ne zaman geçer.

Benim sana sımsıkı sarılma istediğim ne zaman biter.

Ya da neden bir mazot kokusu ölümü hatırlatır insana.

Şimdi senin yanından geldiğine inandığım o 50 günlük meleği alıyorum kucağıma. Kokluyorum, kokluyorum. Belki senin kokun sinmiştir üstüne başına diye.

Bazen acıyorum ona seni hiç tanıyamadı diye. Ama sonra da ne şanslı diyorum.

Keşke ben de gidişini anlamayacak kadar çocuk olsaydım. Ya da sana doyacak kadar geçkin olsaydı yaşım.

Beni koşulsuz seven tek adam. Seni nasıl özledim ah bir bilsen.

8 Ocak 2011 Cumartesi

...

Yavru kuşum, göz bebeğim, böbreğim, dalağım, herbişeyim olan kankamın doğum günüydü geçen hafta. Bu bahaneyle de  "kanka Kadıköyünü canım çekiyor nicedir gidelim, gezelim, içelim, üşüyelim mi" diyecektim ama bir türlü bulamadım kendimde insan içine çıkma gücünü. Bir sürü süpriz yapmak, başından aşağıya konfetiler atmak, iş yerine kamyon dolusu çicekler göndermek falan geçti içimden ama hayatına girecek erkeği yapacağı süprizler konusunda rencide edebilir bu durum diye tuttum kendimi. Yoksa yaparım kanka biliyorsun :) İyi ki doğmuşsun lan seviyorum seni :)

Perşembe günü üniversiteden ev arkadaşımız olan Burcu ve Elvan ile buluştuk . Sonra bizimkisinin doğum günüsünü de kutladık bu vesileyle. Eskilerden konuştuk, çok güldük, tanışalı kaç yıl olduğunu hesaplayıp şaşırdık, eski fotoğraflara bakıp kendimizle alay ettik. Bir de ben erkek olsaymışım bayağı çirkin olurmuşum onu anladık :) Özlemişim kız kıza toplanmayı, iyi hissediyor kendini insan iyi ki varlar :)

Hafta içi buluşunca iş yerlerimize yakın mesafede olduğu için Elvan'larda kaldık. Karşılıklı yatak açtılar Seval ile bana. Geç saat olunca önce uyumaya çalıştık, sonra bir sürü şeyden konuştuk en sonunda da "kanka açıl ben geldim" diyerek yastığıyla geldi yatağıma. Sarılıp bir güzel uyuduk. Tek kişi yayıla yayıla uyumak varken ne gerek var iki kişi aynı yatakta uyumaya diye düşünenlere beraber kaldığımız hiç bir yerde ayrı uyumadık ki biz :)

Biraz önce aklıma Seval'in Uğur Polat'ı izlerken ki hali geldi. Anlatılmayıp yaşanacak cinstendi o yüzden pek başarılı olamayacağım. Seval'in suratına bakıp acaba oyunun bu kısmı komik mi ben de mi bir sorun var diye bayağı düşündüm. Sonra anladım ki aynı surat ifadesiyle izliyor hatun. İnsan bir buçuk saat boyunca aynı gülümsemeyle bakar mı bir adama. Tabi oyunun sonunda Seval'i kolundan tutmak zorunda kaldım, atlardı sahneye yoksa Uğur Polat bana can borçlu :)


Bugün evde misafir vardı. Bir de çocuk mu desem canavar mı tam olarak bilemediğim sürekli oradan oraya koşan iki varlık. Önce yaptığım pastayı devirdiler, annesi geldi "ay Emelcim kusura bakma" dedi gülümseyen bir ifadeyle "ne demek hede hödö abla çocuk onlar" dedim. Sonra balkondaki cevizleri birbirlerine atarlarken yakaladım ki yerler cevizden görünmüyordu. Savaşçılık oynuyorlarmış çok yaratıcı dime.  Sonra sıvı sabunu banyo havlusuna boşaltmasını da anneye bir gülümsemeyle geçiştirdim. Taa ki kızkardeşimin eşinin hediye ettiği inekli kupamı kırana kadar. Önce anneye "ah çocuğa birşey olmasın önemli değil iyi ki bir tarafına batmadı" dedim içimden aksini geçirsemde ama akabinde çok seviyordum ben onu ya diye bağırarak ağlamak istedim. Kupa kırılınca anneye gülümsemedim gıcık gıcık baktım hatta. Gün itibariyle çocuktan soğudum lan. Bir de kupa inekliydi evet .

Yeni yılda ıslak kumlara kalp resmi çizip yanına da adımı yazan sonra da bunu facebookta profil resmi yapan bir sevgili istiyorum. Evet istiyorum bunu .

Canım kankam iyi ki doğmuşsun lan . Hatta seni anan benim için doğurmuş isimli güzide şarkı benim sana olan duygularıma cuk oturur. İthafımdır.

1 Ocak 2011 Cumartesi

...

Birşey istemiyorum yeni yıldan, göğüs kafesimi biraz gevşetsin yeter.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Çok Çalışmam Lazım Çok



Üniversitelerde istemediği bölüm için yıllarca eğitim alıp, sevmediği bir mesleğe sahip olanlar bir de üstüne aynı iş üzerinde uzmanlaşmaya çalışmıyorlar mı sinir oluyorum.

İnsan sevmediği bir iş üzerine niye uzmanlaşmaya çalışır ki dime akıl var mantık var.

Maalesef o gruba giren milyonlarca insandan bir tanesi de benim.

Her gün nefret ederek gittiğim ve çalıştığım ortamda huzursuzluğun bol olduğu bir işe sahibim çok şükür.

Mesleğimin adını söylememe gerek var mı bilmiyorum J

Bir de üstüne de Mali Müşavir olacağım diye çabalamıyor muyum kendi kendimin ağzını burnunu dağıtmak istiyorum.

Neyse oldu bir kere. İyi niyetlerinizi, dualarınızı, pozitif enerjilerinizi bana doğru gönderinde kazanayım şu sınavı . Kazanayım da ismimin önüne Mali Müşavir unvanı eklenince başım göğe ersin.


20 Aralık 2010 Pazartesi

Uğur Polat ve Seval Sorunsalı





Bugün ehliyet sahibi olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşayan biri olarak devlet memuru olmadığım her gün için lanet ettim bu hayata.

Keşke bende devlet memuru olup simidimi yemek, çayımı içmek için randevu saatinde orada olmuş birini kırk dakika bekletme şuursuzluğunda bulunabilseydim. Bu kadar eziyetli bir devlet işi halletmemiştim daha önce.

Neyse asıl konum bu değildi. (Bu arada ehliyet aldım en sonunda evet, araba olmadıktan sonra ne halta yarar bende bilmiyorum.)

Ben sinir küpü olmuş bir halde Fatih sokaklarında ait olduğum yere yani  iş yerime doğru giderken telefonumun diğer ucunda sevgili kankam heyecandan konuşamıyordu.

Nedeni Uğur Polat’ın oynadığı Kredi Kartı-Vak'a aaaaa! adlı oyuna yer bulması daha vahimi ise koltukların en önde olmasıydı.

Uğur Polat kankamın yıllardır içinde büyüttüğü aşklarından biridir. (evet aşklarından biri sadece daha çok var yani :) Şimdi böyle karşısında dursa Uğur Polat sekiz saniye baksa bizimkisine kalp, böbrek, dalak, şuur yetmezliğinden gidiverir.  

Benimse perşembe günü ben bu hatunu en ön koltukta nasıl zaptederim düşüncesi sardı dört bir yanımı.  

Kanka buradan sana sesleniyorum.

Bak canım ön koltukta oturan seyirciler sahneye yakın oldukları için oyuncu bazen onlarla göz göze gelebilir, gülümseyebilir, bazen salgılarına söz geçiremez ağızlarından çıkan sıvılar onlara doğru uçuşa geçebilir.

Rica ederim,  sahneye atlamayı, yüksek sesle sevgi cümleleri kurmayı, özellikle bayılmayı falan düşünme valla tanımam seni haberin olsun.

Allah’ım şu perşembeyi sağ salim atlatırsak başka bir şey istemiyorum :)


8 Aralık 2010 Çarşamba

Özür Dilerim.



Pazar sabahlarından nefret ederim.

Çünkü seni çok özlediğim zamanlarda hep aynı şeyi getiririm aklıma. Bir pazar sabahı, mutfakta kahvaltı telaşı devam ederken senin yanına yavaşca sokulmak.

Usulca gelirdim yanına kollarına koyardım başımı, uyumazdım sende uyumazdın ama kapatırdık gözlerimizi. Tabiri caizse üniversiteyi giden kazık kadar hatundum ama yine yapardım. Hep yapabilecekmişim gibi gelen o muhteşem zevk aldığım büyülü anlar annemin gelişiyle şenlenir bolca öpücükle biterdi. Mutlu bir aileydik biz. Bir de ben mutlulukların daim olduğuna inanırdım o zamanlar.

Senden sonra daimi bir mutluluk yaşamadım zaten.

Sonra bir adam çıktı karşıma. Bir ömür mutlu ederim, herşeyin olurum dedi hatta köpekler gibi özlediğin o adamın kolu bile. Keşke bu son cümleyi kurmasaydı.

İnandım.

Belki dedim beklediğim şey budur.

Sonra herşeyini sırayla sana benzettim. Duruşunu, bakışını, gülüşünü, ani sinirlenişini, sinirlenince yukarı kalkan tek kaşını..

İçimdeki o kocaman boşluğunu doldurmaya çalıştım. Başka bir adamla.

Ama olmadı. 

Özenle sakladığım yüreğimi önce acıttı. Sonra acıdı ona.

Çok üzüldüm. Keşke yanımda olsaydın da bir iki cümle etseydin, sarıp sarmalasaydın kollarınla birde bütün yaralarımı nasıl mutlu olurdu bu nazlı kızın..

Ama şimdi ben seni birilerine benzettiğim için ve senin anlamlarını başka bir adama yüklemeye çalıştığım için hiç affedemiyorum kendimi.

Sen beni affet olur mu ?

2 Aralık 2010 Perşembe

Kınama ..



Pek sevgili canım, ciğerim, kankama kaç saattir hastayım, her yerim ağrıyor bana ilgi göster, sevgi cümleleri kur, ruhu iyileşmeyen hastanın bünyesi iyileşmezmiş diyor muyum, diyorum. Hatunda ilgiyi bırak tepki bile yok. Zaten ben ağlarken teselli vermek yerine elindeki simiti uzatıp "simit ye geçer" diyen birinden ne bekliyorsam :)

Bir de şuursuz kardeşimi yaklaşık bir senedir metin 2 denen salak oyuna esir vermiş durumdayız ailecek. Acıklı bir durum ama bir müddet sonra alışıyor insan. Şöyle bir bakayım nasıl birşeymiş dedim ki ne göreyim, dövdüğü adamın üstünde adım yazıyor . Niye benim adım yazıyor diye sorduğumda "o ismi ben koydum sana olan hırsımı ancak böyle alabiliyorum" dedi :)

Şimdi ne derler kankanın şuursuzu, hastalığın sümüklüsü fenadır.

İkincisi için ise kurt kocayınca itlerin maskarası olurmuş derler . Evet tam olarak bunu demişler hatta.